Güle Güle Gül Abla! 10 yaşlarındaydım. Babam ve amcalarımla birlikte Çiçek pasajında keyifli ve eğlenceli bir yaşamın içindeydim. Ailedeki erkeklerin aksine daha muhafazakâr olan kadınları oranın değil içine girmek, kapısından bile bakamazdı. Ama biri vardı ki o yıllarda pasajın adeta müdavimlerindendi. Ve ben buna o yıllarda hep çok şaşırırdım. Nasıl olurdu da bizim aileden biri, kadın başına Göztepe-Çemanzar'dan kalkıp Beyoğlu’nun gece mekanlarının değişmez adresi Çiçek Pasajına gelebiliyordu. Bazen gazeteci arkadaşları ile bazen Galatasaraylı futbolcular ile bazen de tek başına... Bu kişi gazeteci Gül Sökmen'di. Büyük halamın kızı, Vesile Sultan’ın göz bebeği Gül Ablayı birkaç gün önce toprağa verdik. Mezarı başında sökün eden birikmiş anılar yoğun bir duygu deryasına atıverdi beni. Ona ancak buruk bir kalple "güle güle Gül abla!" diyebildim. *** Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi. Yıllarca Babıali’de bulunmuş Milliyet, Hürriyet, Akşam ve Güneş gazetelerinde çalışmış...
Yıllar önce ilk defa evinde ziyarete gittiğimde hediye edeceği kitabı daha önceden özenle seçmiş olduğu anlaşılıyordu. Kitap, kahve içtiğimiz sehpanın üzerinde öylece duruyordu. Hoş beşten sonra sevgili eşi Gönül hanımla gittiği en son geziyi uzun uzun anlattı. Afrika’dan getirdikleri ceviz büyüklüğündeki farklı bir portakal cinsi hakkında öyle bilgiler anlatıyordu ki şaşırmamak elde değildi. Bir süre sonra oradan getirdiği bir fideyi, bakalım burada da yetişir mi diye bahçesine diktiğini söyledi. Portakalın hikayesi bittiğinde bir çocuk gibi gözlerinin içi gülüyordu. Başka konulardan da konuştuk. Vakit ilerleyince izin istedim. Tam çıkacaktım ki eli hemen sehpanın üzerindeki kitaba uzandı. “Bu senin” dedi. Kitabın üzerinde David Hume yazıyordu: Din Üstüne. Çevirmen ise Mete Tunçay’dı. "İmzalamayacak mısınız hocam” dememe fırsat vermeden ekledi: “Senin için bir de not yazdım” dedi. Teşekkür edip çıktım. Kapının önünden daha çok uzaklaşmamıştım ki day...