Modern dönemle birlikte özellikle meallerde, ayetlerin mantıksal yönü dikkate alınarak özgürlük ifadesinin kullanıldığı görülmektedir. Mesela “kendilerine rızık verilenler” ifadesinin çevirisi genelde böyledir:
Nahl 16/75’de kölenin karşısına konan ifade “kendilerine rızık verilenler”dir. Oysa ayette, özgür kimseye değil köleye vurgu yapılmaktadır.
- "Allah, hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının malı olan bir köle ile; kendisine güzel rızık verdiğimiz, o rızıktan gizli ve açık harcayan (özgür) kimseyi misal olarak anlattı. Hiç bunlar bir olurlar mı? "(ضَرَبَ اللّٰهُ مَثَلًا عَبْدًا مَمْلُوكًا لَا يَقْدِرُ عَلٰى شَيْءٍ وَمَنْ رَزَقْنَاهُ مِنَّا رِزْقًا حَسَنًا فَهُوَ يُنْفِقُ مِنْهُ سِرًّا وَجَهْرًاۜ هَلْ يَسْتَوُ۫)
- Müfessirlerin, ayette temsil olarak verilen abden memlük ifadesini "kafir", rızık verilen kimseyi ise “mümin” ile açıklamaları bir özdeşleştirmedir. (Taberi, 14/308).
- Razi, ayette geçen, iki sınıftan ikincisini (وفرضنا حرا كريما) şeklinde yorumlamıştır. (Razi, 20/85)
- Kendisine rızık verilenlerden hareketle Fatiha suresi ile ilişki kuran Hamdi Yazır ise bu ayetle ilgili "sadece sana ibadet ederiz ve senden yardım dileriz" diyen kimseden daha özgür kimsenin düşünülemeyeceğini söylemektedir. (Elmalılı, 5/249)
- "Size kendinizden bir misal verdi: (Bakın) size verdiğimiz rızıklarda; sizin ellerinizin altında bulunan (köleler)lerden sizinle eşit derecede (yönetim hakkına sahip) olan, birbiriniz(in hakkına dokunmak)dan çekindiğiniz gibi onlar(ın hakkına dokunmak)dan da çekindiğiniz ortaklar var mı …” (ضَرَبَ لَكُمْ مَثَلًا مِنْ اَنْفُسِكُمْۜ هَلْ لَكُمْ مِنْ مَا مَلَكَتْ اَيْمَانُكُمْ مِنْ شُرَكَٓاءَ ف۪ي مَا رَزَقْنَاكُمْ فَاَنْتُمْ ف۪يهِ ۜ) (Rum 30/28).
Görüldüğü üzere Kur’an ve Özgürlük üzerine söz söylemenin zorluğu ortadadır; ancak kelimeler üzerinden, o da çok zorlama teviller ile bir kısım şeyler söylenebiliyor. O nedenle daha fazla örnek vermeyi gerekli görmüyoruz.
***
Kuran ve özgürlük bağlamında dile getirilmesi gereken en temel kavramlardan biri hiç kuşkusuz İtaat kavramıdır.
Kuran ve özgürlük bağlamında dile getirilmesi gereken en temel kavramlardan biri hiç kuşkusuz İtaat kavramıdır.
Spinoza Kutsal Kitap ve Özgürlük ilişkisini bu kelime üzerinden temellendirmektedir. O'nun Tevrat ve İncil üzerinden dile getirdiğini, biz Kuran'daki karşılığını göstermeyi deneyeceğiz.
158 kez isim ve fiil formunda geçen itaat kelimesi tüm bağıntıları göz önüne alındığında çok geniş bir semantik alan oluşturduğu, Kur’an’da en çok kullanılan Allah kelimesinden sonra belki de ikinci sırayı alacak denli yaşamsal bir terim olduğu rahatlıkla söylenebilir.
Kur’an’ın en temel yapısal özelliği, Allah ve insan ilişkisi üzerine bina edilmesidir. Bu ikili (rab-abd) ilişkide Allah efendi, kul ise onun kölesidir. İşte itaat kelimesi bu efendi-köle ilişkisinin zorunlu neticesidir. Allah, itaat edilendir, insan ise itaat eden. Bu nedenle Kur’an’ın tamamı, Allah-insan ilişkisi üzerine oturduğundan başka hiçbir delil gösterilmese bile itaat kavramının ne denli merkezi bir terim olduğu anlaşılır. Ancak biz yine de itaat ile ilgili kelimelerin genel durumunu gözden geçirelim:
Kur’an’da itaat, Allah’tan başlayarak aşağıya doğru hiyerarşik olarak peygamber, melekler, anne-baba (insan) gibi kendi hemcinslerine doğru bir sıralamayı takip eder:
Bir de itaat edilmemesi gerekenler vardır:
Kelimenin en karakteristik kullanımlarından biri (3/83) şöyledir:
Kur’an’ın en temel yapısal özelliği, Allah ve insan ilişkisi üzerine bina edilmesidir. Bu ikili (rab-abd) ilişkide Allah efendi, kul ise onun kölesidir. İşte itaat kelimesi bu efendi-köle ilişkisinin zorunlu neticesidir. Allah, itaat edilendir, insan ise itaat eden. Bu nedenle Kur’an’ın tamamı, Allah-insan ilişkisi üzerine oturduğundan başka hiçbir delil gösterilmese bile itaat kavramının ne denli merkezi bir terim olduğu anlaşılır. Ancak biz yine de itaat ile ilgili kelimelerin genel durumunu gözden geçirelim:
Kur’an’da itaat, Allah’tan başlayarak aşağıya doğru hiyerarşik olarak peygamber, melekler, anne-baba (insan) gibi kendi hemcinslerine doğru bir sıralamayı takip eder:
- ·“Allaha, resulüne ve sizden ülü’l-emr kimselere itaat ediniz” (اَط۪يعُوا اللّٰهَ وَاَط۪يعُوا الرَّسُولَ وَاُو۬لِي الْاَمْرِ مِنْكُمْۚ) (Nisa 4/59)
- ·“(Cebrail) orada kendisine itaat edilen, güvenilendir.” (مُطَاعٍ ثَمَّ اَم۪ينٍۜ) (Tekvir 81/21)
- “Anne babaya “of” bile demeyiniz (itaat ediniz)” (فَلَا تَقُلْ لَهُمَٓا اُفٍّ) (İsra 17/23; 29/8, 31/14).
Bir de itaat edilmemesi gerekenler vardır:
- · “Kafirlere ve münafıklara itaat etme” (وَلَا تُطِعِ الْكَافِر۪ينَ وَالْمُنَافِق۪ينَ) (Ahzap, 33/48)
- · “Ehl-i kitaba itaat ederseniz onlar sizi imanınızdan sonra küfre çevirmek isterler.” (اِنْ تُط۪يعُوا فَر۪يقًا مِنَ الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ يَرُدُّوكُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْ كَافِر۪ينَ) (Ali İmran 3/100)
- · “Kötü arzularına (hevasına) uymuş, aşırı gidenlere itaat etme” (وَلَا تُطِعْ مَنْ اَغْفَلْنَا قَلْبَهُ عَنْ ذِكْرِنَا وَاتَّبَعَ هَوٰيهُ ) (Kehf 18/28).
- · “Eğer onlara itaat ederseniz, şüphesiz siz de müşriklerden olursunuz.” (وَاِنْ اَطَعْتُمُوهُمْ اِنَّكُمْ لَمُشْرِكُونَ۟) (Enam 6/121)
- · “Sürekli yemin eden (alçaklara) itaat etme” (وَلَا تُطِعْ كُلَّ حَلَّافٍ مَه۪ينٍۙ) (Kalem 68/10)
- · “Aşırı gidenlere (müsrif) itaat etme” (وَلَا تُط۪يعُٓوا اَمْرَ الْمُسْرِف۪ينَۙ) (Şuara 26/151)
- · “Beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik, onlar da bizi yoldan çıkardı.” (اِنَّٓا اَطَعْنَا سَادَتَنَا وَكُبَرَٓاءَنَا فَاَضَلُّونَا السَّب۪يلَا) (Ahzab 33/67)
Kelimenin en karakteristik kullanımlarından biri (3/83) şöyledir:
- “bütün göktekiler ve yerdekiler ister istemez O‟na teslim oldular”(وله اسلم في السموات والارض طوعا و كرها).
Ayette geçen tavan ifadesi itaat kelimesinin kökenidir. Ayette “ister-istemez” anlamı Türkçe açısı tavndan açık kılınmak istendiğinde itaat ile teslim olmak arasındaki farkı ayırt etmek yeterlidir: İtaat de istememek olmaz oysa belli bir istek olmaksızın kimse teslim olmak istemez.
Bu ayette (3/83) geçen esleme kelimesi, İslam kelimesinin de kökenidir. İslam, Kuran’ın anahtar terimlerinden biri olarak başlıca anlamı “teslim olmak, teslimiyet ve itaat etmek” demektir. “Kişinin kendisini Allah’ın iradesine teslim etmesi”dir. Bu kökten gelen kelimelerin kullanım sayısı yaklaşık 140 farklı türeviyle büyük bir yekun tutmaktadır. Bunlar arasında İslam kelimesinin ismi faili olan Müslüman zaten “teslim olan” demektir:
- “Rabbimiz, bizi sana teslim olanlardan yap!” (ربنا واجعلنا مسلمين لك) (Bakara, 128)
- “Göklerdekilerin ve yerdekilerin hepsi Allah’ındır. Din daima O’nundur.” (وله ما في السموات والارض وله الدين واصبا).
- “Muhakkak Allah katında (doğru) din İslam’dır.” (ان الدين عند الله الاسلام). (3/19)
- “Bugün sizin dininizi olgunlaştırdım, size olan nimetimi tamamladım ve size din olarak İslam’ı beğendim”. (اليوم اكملت لكم دينكم واتممت عليكم نعمتي ورضيت لكم الاسلام دينا). (5/3)
- “Sen insanların milletine (dinine) uymadıkça ne yahudiler, ne de hristiyanlar senden razı olmazlar”. (ولن ترضي عنك اليهود ولاالنصاري حتي تتبع ملتهم). (2/120).
- “Bana gelince Rabbim beni doğru bir yola iletti. Doğru dine, dosdoğru bir tevhidci olan İbrahim’in milletine (dinine).” (انني هداني ربي الي صراط مستقيم دينا قيما ملة ابراهيم حنيفا).(6/161.)
- “Ben dini sırf kendisine özgü yaparak Allaha ibadet etmekle (itaat etmekle) emrolundum.” (اني امرت ان اعبد الله مخلصا له الدين). (Zümer 39/11).
Öte yandan yine huşu, tadarru vb gibi anahtar terimlerin basit ve alelade bir tevazu anlamına gelmediği; özellikle İslam’ın itaat ve teslimiyet anlamıyla yakından ilişkili olarak doğal bir tevazuu ima ettiği söylenmelidir. Hilim, vakar, istiğna ve daha bir yığın başka terimi de buraya ilave etmek mümkün..
İtaat ile neredeyse eş anlamlı kullanılan bir başka kelime de yaklaşık 140 farklı kullanıma sahip olan (tabi olmak anlamına gelen) te-bi-a kökünden türeyen kelimelerdir. Bu kelimelerin geçtiği yerde itaat kelimesi onun yerine rahatlıkla konulabilir. Mesela bu kökten gelen ittiba kelimesi bu kullanımlar arasında daha çok peygamberlere itaat bağlamında kullanılmaktadır. Benzer şekilde Türkçede biat olarak kullanılan bey’at kelimesi de hem peygamber hem de Allah için yine itaat bağlamında dile getirilmekte, bilhassa Hz. Peygamberin yaşamında (Akabe beyatleri, Hudeybiyede Rıdvan bey’ati) özel bir öneme sahip olmaktadır. Peygamber sonrası kelimenin anlam alanı daha da genişleyerek neredeyse Hilafet ile özdeşlemiştir.
Ve son olarak yine Spinoza’nın jargonuyla söyleyecek olursak “her belirlenim bir yadsımadır” (omnis determinatio est negatio)’dan hareketle; itaatin ne olmadığını anlatan kelimeler dizgesi Kur’an’da çok daha geniş bir küme oluşturmaktadırlar. Mesela bunlardan sadece tuğyan, dalalet, hiyanet, cehalet, istikbar, küfür, şirk, zulüm, isyan, tekebbür, bağy, aba vb. kelimeleri zikretmekle yetinelim.
Sanırız, buraya kadar dile getirilenler itaat kelimesinin Kur’an’daki en merkezi terim olduğuna, hiçbir terimin onunla boy ölçüşemeyeceğine, hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak denli açıklamış olmalıdır.
Yorumlar
Yorum Gönder